Hepimiz Karıncaezmez Şevki’yiz!

Karıncaezmez Şevki

F.Bahçelilerin de alkışladığı Amigo Mehmet Şevki GÜNAY.

Tevfik YENER,17 Ekim 1998 tarihli Sabah gazetesinde Karıncaezmez Şevki’yi şöyle anlatıyor:

“Karıncaezmez Şevki; gelmiş geçmiş en büyük Galatasaraylı taraftardır…

O bir taksi şöförüydü. 1950 veya 52 model Opel otomobili vardı… Karıncaezmez Şevkinin Opel taksisi Galatasaray müzesi gibiydi… Futbolcuların ve takımın fotoğrafları tavana yapıştırılmıştı. Her köşe çiçeklerle süslüydü. Ayrıca sarı- kırmızı maskotlar ve de sarı-kırmızı renkte ne varsa… Sadece Galatasaray galibiyetlerinde otomobilinin dısını çiçeklerle donatırdı. Başka zaman ayıptır Galatasaraylıdan başka taraftar da var. Arabamın dışıyla kimseyi rahatsız etmem. Dışı vatandaşa, içi bana ait Opelimin dermiş…

Gömlek yerine Galatasaray forması giyerdi Şevki. Bir de maçlarda Galatasaray bayrağıyla ortaya çıkardı. 1950li yıllarda Galatasaray taraftarı çok azdı. İnönü Stadında kapalı tribünün deniz tarafına sığışırlardı… Birkaç yürekli adam… Liseden izcilerle, liseden mezunlar…

Şevki abi çekinmezdi. Biz Fenerbahçelilerin bulunduğu bölüme gelirdi ki zaten tüm Fenerbahçeliler tribünleri doldurmuş olurdu. Karıncaezmez sarı-kırmızılı forması ve bayrağıyla yuhalanmaz, alkışlanırdı. Fenerbahçelilerle el sıkışırdı. Onu herkes severdi, ister Fenerbahçeli, ister Beşiktaşlı. Çünkü o efendi adamdı. Futbolun bir oyun, bir
eğlence olduğunu biliyordu. En önemlisi; sportmenliğin barış, kardeşlik ve de
centilmenlik olduğunu hissettiriyordu.”

Evet, gazeteci Tevfik Yener böyle anlatıyor Karıncaezmez Şevkiyi…

Ben Onun sadece ihtiyarlık hatta müzmin hastalık dönemine denk geldim yaş itibariyle…
O da zaten tribünleri bırakmıştı artık… Belki de tribünler onu!

Hastaydı, bir kolu kesilmişti.

Dayım anlatırdı, Galatasaray Lisesinin önünde Galatasaray armasına doğru kolunu kaldırıp saatlerce nöbet tutarmış. Zaten biz Şevki ağabeyin hikayelerini hep bir masal gibi büyüklerimizden dinlemiştik… Ama o bir masal değil gerçekti.

Karıncaezmezden bahis açıldığında, kimse birşey bilmediği halde, kimi öldüğüne,
kimi halen yaşadığına dair tartışmalar olurdu zaman zaman!

Bir ara Gheorghe Hagi tarafından ziyaret edilen Karıncaezmez Şevki’nin
yaşadığı bu yolla öğrenilmiş oldu.

Ama ben Şevki ağabeyin yaşadığını kesinlikle biliyordum hatat bir hastahanede tedavi gördüğünü de ama hangi hastane? İşte bunu bilmiyordum.

Gel zaman git zaman, bir telefon geldi. Arayan tribünden arkadaşım İlker idi…
Bize (galiba) Karıncaezmez’in izini bulduğunu söylüyordu.

Kaderin cilvesine bakın ki, doktoru İlker arkadaşımızın kardeşi ve tribünümüzün en has elemanlarından biri olan, Dr.Türker imiş… Ve Karıncaezmez Türker’in görev yaptığı
SSK Samatya hastahanesinde yatıyormuş.

Hemen ertesi gün ona koştuk. Biz Galatasaraylılar ona borçuyduk. O bizleri tanımıyordu
ama bu o kadar da önemli değildi. Çünkü hepimiz ona hayatta en iyi tanıdığı
renklerden oluşan sarı-kırmızı formalarımızla gitmiştik.

Ona Aslan Armalı özel formadan yaptırıp arkasına daKarıncaezmez-1 yazdırmıştık.
Bir de Ahmet Çakır ağabey 90 Soruda Galatasaray Tarihi isimli kitabını imzalamıştı.
Ona bunlardan güzel hediye olmazdı…

O gerçekten Galatasarayın 1 numaralı taraftarıydı…

Kendisine sarıldık, öptük… Formasını ona verdiğimizde
Keşke Tugrgay yazsaydınız dedi. İlk önce ne demek istediğini tam kavrayamadık
ama kendisi de bu durumu farkedip hemen açıklama yaptı “Turgay Şereni her zaman
çok sevdim ben. Onun gibi kaleci gelmedi. Hala da insan olarak çok severim…

Şevki ağabey bunları güçlükle söylerken, yüzünde ve gözlerinde oluşan sevgi ışıltıları bizi de duygulandırdı. Hepimizin gözleri dolmuştu. Böyle bir sevgi olacak şey değildi çünkü.

Karıncaezmezi ziyaret ettiğimizde tarih 2000in Ocak ayını gösteriyordu… Kendi deyimiyle
“O artık bitmişti…” Yine de konuşuyor gülüyor ve ağlıyordu. Hele bizi gördükten sonra bülbül gibi şakımasına doktorlar ve hemşireler bile hayret etmişti.

Şevki ağabey anlattı, biz dinledik… Biz sorduk, O söyledi… Müthiş bir hafıza muazzam
bir konuşma yeteneği. Namık Kemalden şiirler, veciz sözler ve yaptığı şakalar…

Hele o baygın halinden kurtulup “Rerere Rarara Galatasaray Galatasaray CİM BOM BOM” diye bir şahlanışı vardı ki, tek kelimeyle bizi uçurdu…

Metin Oktay dediğimizde ağlamaya başladı. Belliki Taçsız Krala duyduğu büyük sevgi kadar onun zamansız ölümü nedeniyle duyduğu üzüntü de henüz yüreğinde tazeliğini koruyordu…

Ayrılma vakti geldiğinde hepimiz paramparça vaziyetteydik.

İsteksiz adımlarla yanından ayrılırken göyaşlarımızı saklıyorduk…

Sonraki günlerde de onu yalnız bırakmamıştık çünkü
O Cim Bom Bomu hiç yalnız bırakmamıştı…

Taraftarımızın en az olduğu dönemlerde bile şanlı bayrağımızı
en yükseklerde tek başına taşımıştı.

Ve tarih 23 Mart 2000i işaret ettiğinde Şevki ağabeyi kaybettik.

Cuma günü Fatih Camiinde yapılan cenaze töreninde pek çok Galatasaraylı oradaydı…

Efsane başkanımız Ali Uras Beyefendi başta olmak üzere Turgay Şeren, Kadri Aytaç,
Kemal Erimtan, Ergun Gürsoy ve Celal Gürcan da cenazede hazır bulundular…

Belki muhteşem bir kalabalık yoktu ama Galatasaraya yakışır bir ortam sağlandı. Bana göre tek eksik Teknik Heyeti ve futbolcularımızı temsilen birilerinin orada olmayışı idi.

Şevki ağabeyi hastahaneye ziyaretimizde, götürmüş olduğumuz özel formayı yazatğında üzerine sermiştim… Cenazesinde ise aynı forma tabutunun üzerindeydi!

Mezarlığa gittiğimizde ise Şevki ağabeyin naaşını kabrine
indirenlerden biri de bendim.

Karıncaezmezi kefeniyle birlikte toprağa yatırdıktan sonra formasını
üzerine koymak yine bana nasip oldu…

Allah mekanını Cennet eylesin…

Alpaslan DİKMEN

=========================

KARINCAEZMEZ ŞEVKİ

1970lerden sonra Galatasaray tribününde ilginc bir “amigo” yer aldı.
Ayakkabı ve çoraplarına kadar tüm giyinimi sarı-kırmızı renklerle
donatılmıs, elinde büyücek bir sarı-kırmızı bayrak, kale zapteden bir
kumandan vakari ile, toplumu coşturma görevini üstlenmiş. Toplum deyince,
kuskusuz, Galatasaray tribününü dolduran insanlar, taraftarlar.

Karıncaezmez, mac baslamadan tribündeki yerini alır ve bayragını
dalgalandırarak halkı selamlardı. Etraftan yükselen yaşa-varol sesleri onu
öylesine mutlu ederdi ki, bir türlü yerine oturmaz, takımlar sahaya çıkana
kadar bayrak sallardı.

Galatasaray takımı sahada gorününce, Karıncaezmez kolay kolay
zaptedilemezdi. Ona tribünler dar gelir, elindeki o koskoca bayrakla
korkulukların üzerine çıkar, aşığı olduğu takımı öyle selamlardı. O da
sessizdi, o da bagırıp çağırmazdı. Sadece 1.5 saat elindeki bayrağı
dalgalandırırdı. Hayret edilecek nokta, o koca bayragı dalgalandırmak icin
kendinde bulduğu güçtü. Hem de çoğu kez içkili olarak.

Maçın bitiminde, elinde bayrak, caddeleri taşıran kalabalığın önünde gider,
kulüp merkezine kadar gelir ve burada vazifesi son bulurdu.

Gecimini şöförlükle temin eden Karıncaezmezin otomobili de sarı-kırmızı
renklere boyalıydı. İçi ise, Galatasaraylı futbolcuların resimleri ve
sarı-kırmızı ciceklerle doluydu.

Bir kongre günü, Karıncaezmez, elinde bayragı oldugu halde kongre salonuna
girdi. Genel kurulun seçim nedeni ile toplandığı bir gunde Karıncaezmezin
salona girmesi tepkilere yol actı. Dışarı çıkması için ikaz edildi. Fakat
oralı olmadı. İçkili idi. Bir ara elindeki bayrakla kürsüye çıkıp üyeleri
selamlamaya teşebbüs etti. İste bu son hareketi bardağı tasıran son damla
oldu. Sert cıkışlara maruz kaldı ve dışarı atıldı. İçi burkulu olarak
koridorda bir süre bekledi. Çok sevdigi Galatasarayından hic de beklemedigi
bir muamele ile karşılaşmıştı. İçi mahzun, gönlu kırık olarak geldiği yola
döndü. Ne bilsin, aşırı sevgi ve bağlılığın hoşgörüye yol açmayacağını.

Karıncaezmez Şevki, sonraları yeniden tribünlerde göründü. Ama, ateşi eskisi
kadar alevli olmayarak. Ekmek teknesi arabası yok olmus, yasam derdi bünyeyi
sarmıştı. Ve bir gün Galatasaray tribününde sallanan bayrak görülmez oldu.
Soyadında ifadesini bulan bu içli insan, tribünlere veda ettigi gün, başına
gelen felaketten renkdaşlarinin haberi bile yoktu.

SÜLEYMAN TEKİL
(Galatasaray Tarihçisi-Galatasaray Futbolcusu)

Maç Öncesi Mevzular ve Sebahattin Reis …

Maç için Kopenhag’a Avrupa’nın dört bir yanından Türkler akıyordu, biz de gazeteci olarak orda yerimizi almıştık.
Maça daha 2 gün vardı, hatta futbolcular bile gelmemişti ama finalin bir ismi İngiliz diğeri ise Türk olunca olay çıkmaması imkansızdı. Biz de bu olayları takip edebilmek için Kopenhag’a erken gitmiştik.

15 Mayıs : Sabah erkenden çıkıp şehrin en büyük meydanı olan Tivoli Meydanı’na gitmiştik. Her tarafta dostça görüntüler vardı. İngilizler ve bizimkiler beraber foto çektiriyordu ama bunlar maça aileleriyle gelmiş olanlardı. Holiganları biraz araştırdığımızda gündüzleri dinlendiklerini geceleri ise içip olay çıkardıklarını öğrenmiştik.

Bizimkiler de ise Leeds maçından dolayı Galatasaray tribünün kalbi olarak adlandırılan tayfanin çok büyük bir kısmı gelememişti maça. Sadece Sebahattin ve birkaç arkadaşı gözümüze çarpıyordu İstanbul’dan.

Ama ortalıkta Almanya, Hollanda gibi ülkelerden gelen ülkücü gençler vardı, gördüğümüz kadarıyla da Sebahattin bu gençleri organize etmeye çalışıyordu… Gece olduğunda bize gelen haberde meydana yakın bir barda olay çıktığı bildirildi. Hemen oraya koştuk biz gittiğimizde polis olayları yatıştırmıştı. İngilizler barın içindeydi, Türkler ise kapıda. Polis kapıyı kapatmış bizimkileri içeri sokmuyordu.

Bir genç o sırada kapıya yaklaştı polise bir şeyler söyledi, tam dönerken koşarak kapıya bir tekme atti, tam o anda kapı açıldı ve İngilizler çekerek bizimkini içeriye aldı. Barın dış kısmı full camdı. Dışardaki Türkler bu görüntünün ardında taşlarla camları kırıp içeri girdiler ve burdaki İngilizleri kötü benzettiler. Bizimkiler çıktığında içerde bıçaklanmış bir İngiliz vardı.

16 Mayıs : Gece yaşanan olaylardan dolayı iki taraf da grup şeklinde dolaşıyordu ve neredeyse her tarafta küçük olaylar oluyordu, ama bunlar 3-5 kişinin yaptığı kavgalardı.

Akşama do ğru yine bir kavga haberi geldi, bara gittiğimizde bir İngiliz hastaneye kaldırılıyordu. Yine geç kalmıştık, olay çıkmış ve bizimkiler yine üstün gelmişti.


17 Mayıs : Olayın kokusu burnumuza geliyordu. Bugün kötü şeyler olacaktı. Meydanda kameralarımızla bekliyorduk. Meydan tamamiyle Türklerle doluydu. 6-7 bin T ürk meydandaydı. Her taraf sarı kırmızıydı. Arada İngiliz de görüyorduk ama bunlar yaşı baya büyük ailelerdi.

Öğlene doğru bir haber geldi; ”500 civarı İngiliz meydana doğru geliyordu, ve bu sırada onları görmüştük, evet 500 kadarlardı ama yüzlerinden intikam okunuyordu. Caddenin karşısına gelince durmuşlardı. Meydanin o tarafina bakan kısmında bizim gençler toplanmaya başlamıştı. Ellerinde kemer şişe hatta bıçak olanları vardı.

Tam bu sırada meydanin diğer tarafinda bir ses yükseldi. Yaklaşık 500 kişilik bir ingiliz grup arkadan saldırmıştı; ”yeeeeeee…” … Tam bu sırada cadde tarafındaki İngilizler de saldırıya geçti. Bu saldırı karşısında bizimkiler tamamen şok olmuştu. Çok iyi, planlı bir saldırıydı. Organize saldırıyorlardı. Bizimkilerde direniş vardı ama kişiseldi bunlar org. bi hareket yoktu.

Bu arada gözlerimiz Sebahattin’i ve de ülkücü gençleri arıyordu ama hiçbiri yoktu ortada. Yanımdaki arkadaşımın: ”Nerdesin S ebahattin” dediğini duyduğuma eminim.

İngilizler meydanın ortasında birleşmişti. Bizimkiler ise kaçacak yer arıyordu. Direnenler çok azdı. Dedigim gibi kişisel direnişti ve bir işe yaramıyordu. Ve tam bu sırada meydana çıkan bir caddeden bir ses geldi. Sanki gök yarılıyordu : ”YA ALLAH BISMİLLAH ALLAHU EKBER” Bir an binler yürüyor sanmıştık ve işte bizimkiler geliyordu. En önde Sebahattin, arkasında inanmış yürekli 300-400 civarı bir grup. Meydanın başına gelince durdular. İngilizlerin dikkati oraya yönelmişti. Sebahattin elini kaldırdı ve bir kez daha bağırdı : ”YA ALLAH BISMİLLAH ALLAHU EKBER” ve arkasındakilerle birlikte meydana giriş yaptı. İngilizlerin üstüne açmışız bir şekilde saldırıyordu. Az önce ortalığı yakıp yıkan İngilizler şimdi kaçoyordu. Yere düşenlere defalarca vuruluyordu. Sebahattin’in geldiğini gören diğer Türkler(kaçanlar) geri dönüyotdu. Onlar da kaptığı sandalye, fırça, kemer vs. İngilizlere saldırmaya başlamışlardı. Elindeki büyük Türk bayrağını bırakmayan bir Türk’e saldırıyordu İngilizler diger tarafta. Sebahattin ordusu oraya yöneldi, o aslan parçası genç de kurtarılmıştı.

Bu savasta kazanılmıştı. Meydanın ortasında toplanıldı, en önde o, Türk bayrağı. Herkes sustu
Sebahattin ağzını bir kez daha açtı : ”dağğ başınıı duman almıışşşş….

TaYFa Nedir?

Tayfa yurektir!!! Tayfa nefestir!!! Tayfa kardesliktir!!!

Bazen otobuslerde nefesimiz kesilir sicaktan; bazende otobuslerde nefesler isitir icimizi. soguktan.!

Bazen yurekler atar otobuslerde yenen taslardan, kovalamacalardan; belki de bazen yureginin atmayacagini artik dusunur insan o zor yollarda karda, yagmurda bir ucuruma gidecegini dusunerek otobusun.!

Bazen ne olursa olsun dusumeden yurumektir bir dostun arkasindan; hadi dedigimiz anda o orda kesinlesmis bir karar olmasi sonunu dusunmeden, kahraman olmayi hic istemeden yapilan harekettir dostlar var olsun diye.!

Bu resmin boyutları değiştirildi. Bu çubuğa tıklayarak tam boyutuyla görebilirsiniz. Orjinal resmin boyutları 745×190.

TAYFA;
Bazen en sicak oldugu zamandir kendine saygi duyanlara; yureginin en temiz kismiyla desteklemeye hazirdir.!
Bazen de en soguk taviriyla kendine saygi duymayanlara; yureginin en kati kismiyla tavir koymaya hazirdir.!

Kimine gore yalaniz, kimine gore kraliz; biz kimseyi takmayiz isimize bakariz…
BU ALEMDE TAYFA GERISI PALAVRA…

================================================

Dondurucu bir Soğuktur…Ama üşümem…

İçim sıcacıktır…

Alev, Alev yanarım…

SARI- KIRMIZI…Kor bir…

ATEŞ gibi…

Maça giderken…Samiyene…

Adarım kendimi..

İbadet için Hacıların gittiği…

MABET gibi…

Mağlup oluruz…Yuhalamam..

Sırtımı dönmem…

Omzuma alırım ONU…

Her zaman içimde taşıdığım…

VEFA gibi…

Coşkum azalmaz hezimetlerde…

Sesim yükselir….Kabıma sığmam…

Büyürüm…Zirvesi görünmeyen

DAĞLAR gibi…

Karagünler yaşarız…

Yalnız kalmam…Gittikçe artarım…

Yuvarlandıkça coşan…

ÇIĞLAR gibi…

Kupasız kalırız yıllarca…ASLA vazgeçmem…

Terketmem ONU…

Çekerim CEFASINI …Çile Çile…

Ölümüne yaşarım…Yudum Yudum Acıyı…

Karşılıksız olan…KARA bir

SEVDA gibi…

Para yok , Borç çoktur …

Tek tek kopar futbolcular yuvadan dağılmam…

Parçalanmam…

Tam aksine yanyana

TEK-YÜREK olurum …

Vücuda hayat veren…Damardaki

KAN gibi…

Sahaya yedekler çıkar…

Formaya bakarım…

Yine KIYAMET kopar…Yıkılır ortalık…

SEYİRCİ değil…TARAFTAR olurum…

Takıma yardım eden MELEK

Rakibin üstüne çöken

ZEBANİ gibi…

TRİBÜN değil…KAPALI olurum..

Takıma CENNET…

Rakibe çıkışı olmayan

CEHENNEM gibi..

Ülke dar gelir…

Karış karış giderim peşinden…

ASLA yalnız yürütmem onu…

Takip ederim …Işığın ardındaki…

GÖLGE gibi…

Hayatımın amacı O’dur…

ONLA ağlar , ONLA gülerim …

Ailem , Sevgilim , Rakiplerim

beni hep ONDAN kıskanır…

Ben böyle yaşamayı severim…

Çünkü ben GALATASARAYLIYIM..

Yani… ultrAslan gibi…

Bu resmin boyutları değiştirildi. Bu çubuğa tıklayarak tam boyutuyla görebilirsiniz. Orjinal resmin boyutları 600×356.

Babam yaşasaydı ultrAslan olurdu

Babam yasasaydi ultrAslan olurdu – Yurtsan ATAKAN

Babam Sungur Atakan yasasaydi ultrAslan olurdu eminim.

Galatasarayliydi çünkü o… Ve Galatasaraylidan da öte;
Aslan Galatasarayli, ultra Galatasarayli…


Beni çocukken, çocuk bile degil çocuktan da küçükken, galiba 1970’te ilk maça götürdügünde ultrAslan yoktu. Daha dogrusu vardi ama adi konmamisti. Ama
ultrAslan’i ben o gün, 1970’te tanimistim.

Daha önce de sari kirmizi formamda.. Metin Oktay’in jübilesinin bir gün sonrasinin gazetelerinden kesilmis ve bakmaya doyamadigim fotograflarda sezmistim o ruhu
ama maça gidip yüzyüze tanismak farkliydi kuskusuz.

Babam bana “Bak oglum bu ultrAslan”, dememisti. O da bilmiyordu henüz adini. Ve kendisinin de bir ultrAslan oldugunu. “Bak oglum Galatasaray bu iste”, demisti. Ve devam etmisti gerçek Galatasaray’in ne demek oldugunu anlatmaya, anlattikça da kendisini tanitmaya.

“Unutma”, demisti ilk küfürlü tezahürati duydugum ve anlam veremedigimde, “Galatasarayliysan eger asla küfür etmeyeceksin. Sen bakma edenlere, onlar fazla heyecanli”. Babam eger yasasaydi ultrAslan olurdu.

Önce rakip takim çikmisti sahaya. Bazi seyirciler yuhalamaya, isliklamaya, küfür etmeye basladilar. Babama baktim, hafif bir tempoyla alkisliyordu. Döndü “Rakip takim da olsa onlar da sporcu”, dedi, “Onlar da tipki bizimkiler gibi kazanmak için çikiyorlar sahaya. Tipki bizimkilerin hissettiklerini hissediyorlar. Ve unutma rakip olmazsa Galatasaray da olmaz. Onun için rakibi asla yuhalama, alkisla. Ama Galatasaray’i daha coskulu ve içten alkisla”. Babam yasasaydi ultrAslan olurdu.

Tartismali bir ofsayt pozisyonundan sonra çogunlugun aksine hakeme tepki göstermemisti. Bana pasif ofsayt kuralini anlatmaya çalismisti. “Gerçek bir Galatasaray taraftari olmak istiyorsan, önce kurallari ögrenmelisin demisti. Kurallari bilmezsen herseyi yanlis yorumlarsin”. Babam yasasaydi ultrAslan olurdu.

Futbol disinda voleybol ve basket maçlarina da götürürdü beni. Galatasaray’in sadece büyük bir futbol degil çok büyük bir spor kulübü oldugunu söylerdi. Babam yasasaydi ultrAslan olurdu.

Sadece Istanbul’daki degil deplasmandaki maçlara da götürürdü. Tek bir seyircinin gitmedigi çok uzak illerdeki deplasmanlara bile gider, rakip takim taraftarlarinin arasinda tek basina oturur, Cim Bom Bom diye bagirmaktan çekinmezdi. Babam yasasaydi ultrAslan olurdu.

Monaco-Galatasaray maçina gidemedigine çok üzülmüstü. TV’den izlerken Prekazi’nin muhtesem frikik golünden sonra sevinçten geçirdigi kalp krizi sonucunda öldü. Babam yasasaydi ultrAslan olurdu.

O Taraftar…



O TARAFTAR…

Öyle kolay degildir , herkesten , herseyden farkli olmak…

Kuru kalabaligin içinde farkedilmesi , dogustandir…

Öyle ucundan tutmaz SEVDANIN ,

Ya heptir…Ya hiçtir…

Bir kere tutuldumu döndüremez kimse onu yolundan...

GALATASARAY dendi mi ne yol kalir asilmadik ,

ne zor kalir yapilmadik…

Adi bile yeterlidir , dünyayi sarsmaya…

Bazilarina göre , Tribün ;

Yigin yigin eglence , çekirdekli, minderli…

Isine geldi mi Seyirci…Isine geldi mi Müsteri..

Hiç biri degildir..TARAFTARDIR O …

Dibine kadar Sevgili…Vazgeçmez bir Deli…

Güzel hava, Moda renklerin pesinde degildir…

Karakisin, Ayaz gecelerin bir sigaralik atesindedir…

Arayip kimse sormaz ONU ama

Rakipler sevdiginin üstüne dalga dalga geldiginde ,

bir tek O çikar piyasaya ,

azinlikta olsa , TEK basinada kalsa , deplasmanin en Kralinda

alayina karsi Siper olur CIMBOM’a…

Kimsenin takmadigi, yaramaz adam ,

koyar farkini ortaya, onbinlere bedel Sevgisi,

susturur Alayini, tek bir inanmisin Nefesi…

Oynatir daglari yerinden , kimseye birseyi YAR etmeden..

Öyle bir haykirir ki , bindirilmis kitalar , sadece seyreder…

Onda ne SES kalir ne CIGER …

Çin Ordusu gelse, çikar önlerine ,

açar ATKISINI alayina Isyan, gösterir durusunu…

Dimdik …Yikilmaz…

Alayina, inadina, herseye, herkese karsi durur O …

Ortaya canini koyar ,

Ona yine de …Ya Hain derler …Ya Sahtekar…
Tarihi O degistirir, ama ne kiymeti bilinir ,

ne de sevilir…

Kan ter içinde vazifesini yapanlarin tatmini ile ,

karsiliksiz bir huzur içinde evine döner…

Maç biter , O unutulur giderken …

Zaferleri paylasanlar , boyali basinin mansetlerinde…

Yönetimler eglencede , herkesin keyfi gicirken

O bilinmeyen bir kösede , yok sayilmanin hafifliginde…

Bekler 3-5 nöbetlerinde…

Ta ki Askindan yeni bir ÇAGRI gelene kadar…

“Sana Ihtiyacim VAR…”

Gelirim seninle Ölüme sanli GALATASARAY…
————————————————————-

Edip Gürman

Yıl 1905…

Yil 1905…
Aylardan EKIM…
Bugün benim dogumgünüm…
Beyazit’in Asirlik Çinarlari…
Gül Baba’nin mübarek fidanlari…
Mekteb-i Sultani’nin çocuklari…
GALATASARAY’i kuracaklari gündür bugün…

Bugün…
Bir Günes dogar , bu Topraklara…
Bir Kültür ocagi…
Bir Ali Sami Yen , bir kaç ögrenci …
Bir sinifin koridorunda…
Biraraya gelir hepsi…
Hayatlarinin ilkbaharinda…
Yeni sevdalanmis …
Bir asik heyecaninda…
Ama , acemi degiller …
Sahipler yillanmis kültür mayasina…
Bir dervis gibi…
“Türk olmayanlari yenmek “adina…
Yola çiktiklari gündür bugün…

* * *

Yil 1905…
Aylardan EKIM…
Bir mesin yuvarlagin , dünyayi döndürdügü devrin …
Çanakkale’de Sehitlerin …
Istiklal Yazari Tevfik’lerin …
Ilim , irfan yurdu binlerin …
Ata’nin mektubundaki harflerin…
Zamanla Evrendeki herseyin…
GALATASARAY dedigi gündür bugün…

Baba Gündüz’ün, Aslan Nihat’in…
Taçsiz KRAL ; METIN OKTAY’in…
Ders verir gibi Adam’ligin…
Kusaktan kusaga , çiglasan Sevda’nin…
Içimize aktigi gündür bugün…

Damardan girip Aklimiza…
Sarisinin Kanimiza…
Kirmizinin Canimiza …
Nakis gibi islendigi gündür bugün…

* * *

Yil 1905…
Aylardan EKIM…
Dünyaya gelen bebelerin …
Rerere –Rarara’yi..
“En Büyük Cim Bom “yazmayi …
14 yillik cefayi…
Maglupken bile ,Tek Büyük olmayi …
En karasindan SEVDA’yi , tadacaklari gündür bugün…

Kupa’nin degil , Arma’nin …
Hayatin anlamini bulanlarin…
Ask Pesinden kosanlarin …
Ugruna canlar koyan…
Karagünde bile TARAFTARIN…
Senin için varoldugu gündür bugün…

Isigin ardindaki gölge gibi gelmeyi
GALATASARAY’i
Ibadet eder gibi sevmeyi ,
Ögrenecekleri gündür bugün…

* * *

Yil 1905…
Aylardan EKIM…
Her Irktan insan…
Ister Afrika , ister Asya’da…
Hasret basi dik dolasmaya…

Milenyum yili Kopenhag’ta…
Horgürülmüs Can’lara…
Olacak GALATASARAY tek payda…
Bir geceyarisi 3.’cü Dünya…
Ilk defa Mutluluktan …”Agla ,canim agla…”
Gerçeklerin masala yaklastigi gündür bugün…

* * *

Yil 1905 …
Aylardan EKIM…
Ne parayla , ne büyüyle…
Sadece akilla , sevgiyle…
Sözde degil gerçekte…
Izinden gidenlerle …
Türkiye’nin Tek-Yürek oldugu gündür bugün…

19.05 …Atamizin gençlere…

1905…Bizlerin Ulu Öndere…

Tarihte verecegi , en büyük Hediye… Seçildigi gündür bugün…

Imkansiz nedir bilmeyen…
Her TÜRK’e gurur veren…
Tutku ötesi , sevilen …
Saraylarin , SARAY’I…
Essiz GALATASARAY’i…
Tarihin ciltlerine sigmadigi gündür bugün…

* * *

Yil 1905…
Aylardan EKIM…
Böyle geldim..Böyle giderim…
Sükürler olsun ki…
GALATASARAY’li dogdum…
GALATASARAY’li ölecegim…
Bir gün gelecek…
Devir–teslim edilecek…
Bu Bayrak sonsuza dek sevilecek…

Iste O zaman…
Ogluma birakacagim en büyük Miras
Ne bir Yali, Ne bir ihtiras…
“Ne yaparsan yap ,Ne yazarsan yaz …
GALATASARAY Armani Kalbine As…”
Diyecegim gündür O gün…

Yil 1905…

Aylardan EKIM…

Dünyaya bin kere gelsem yine SENI sevecegim…

Geçmiste …Bugünde … Gelecekte …

Ayrilsakta … Ölsem de … Kiyamette …

Sana gelecegim gündür bugün…

Edip Gürman

Eğer…

Eger ;

Sari-Kirmizi bir renk ugruna düsmüssen, dünyanin tüm yollarina …

Bu Formayi karsiliksiz sevmissen… Annen gibi…Baban gibi..

Bu Armaya bagliysan, balin pesindeki Ari misali…

Karakislarda terketmediysen , daha da çok sarilmissan O’na…

Hiç bir sey beklemeden kosmussan yanina..

Onbinlerin arasinda, tek basina kalip zülme ugradiginda bile,

Asla yalniz yürütmediysen O’nu..

Herkesin sustugu, rakiplerin costugu , en ümitsiz anlarda

haykirmissan sevgini ölümüne ..

Bir pideyi , bir ayrani bölüsüp, hayati paylasmissan tribünlerle…

Ona göre ayarladiysan evrenin tüm saatlerini…

Adamissan ömrünü, yüregini, servetini …

Herkes aile, sevgili için zevk-ü sefaya,

sen en zor sartlarda Onun için cefaya gidiyorsan …

Karanlikta mum olmaya, ugrunda erimeye hazirsan…

Onu yasiyorsan her an…

Gurbet ellerde adi bile hasretten kalbini yakiyorsa …

Hersey onsuz eksik, hersey tatsiz, hersey yarim kaliyorsa…

En aci maglubiyette gururla takiyorsan atkini…

Tarifsiz bir kederde bile inadina dalgalandiriyorsan Bayragini…

Hezimette dahi, için parçalansada,

basini egmiyorsan öne, dik, dimdik yürüyorsan mahallende…

Onla gülüp, Onla agliyorsan…Golleri yasamina deger katiyorsa..

Öfkelenmek, sevinmek, üzülmek, sevinmek Onla ortaksa ;

Tek daim sevdan Oysa, alnina ve kadere yazilmiscasina…

Huzur buluyorsan, mutluluk duyuyorsan, yaninda her aninda..

Yasamin anlami ;

“Ölüm Allahin emri senden ayrilik olmasa” diyorsan…

Aslan gibi kükrüyorsan, irmaklar gibi cosuyorsan, zaferlerinde…

Sarkilar, besteler söyluyorsan çocuklar gibi her yerde…

Herkes senin bu askini biliyorsa…

Vazgeçmeyeceksen hiç bir sartta…

Bildigin tüm yollar Ona çikiyorsa…

Onsuz nefes alamiyorsan…

Sen …

TARAFTARSIN…

Sen de bizim gibi siradan bir

GALATASARAY’lisin…

Edip Gürman

Anne ben ultra oluyorum

Hava çok soğuk o gün İstanbul`da. O kadar kapalı ki, en uyanmayacağım günlerden biri zerre “sarı ışık” yok odamda. Usulca giyiniyorum üstümü, tribün materyalleri tam teşkilat. Mutfağa süzülüyorum, buzdolabından aşırdığım birşeylerle karnımı doyuruyorum.
Saat 08:30. Tribünden çoçuklar o gece Beyoğlu`nda sabahlıyorlar. Güngören`de bir İstanbulspor maçı.
Artık kapıya yöneme yönelme vakti. Günlerden Pazar.
Montumu arıyorum sessizce. Herzaman olduğu yerde yok. Tekrar odama giriyorum. Orada da yok. Koridora çıkıyorum. “Mutfakta mı unuttum acaba?” Mutfağa giriyorum annem karşımda. Einde montum. İmalı gözlerle bana bakıyor.
Ne ilk, ne de son hastayken maça kaçışım bu, biliyor. Hissedebiliyorum. Sessizce duruyor.
Nasıl anlatılabilir ki, insan sevgisini? Bir anneye nasıl anlatılabilir, düşünüyorum. Babamdan dolayı tribün aksyionlarına donanımlı annem, biliyor ne olup bittiğini stadın etrafındaki sokaklarda. Anlatmak istiyorum holigan olmadığımı, ann ben ultra`yım, holigan değilim, desem anlar mı acaba?
Kahvaltı hazırlamaya başlıyor. Masaya oturup dışarıya bakıyorum.
Saat 08:52. Gayrettepe`ye sis düşmüş, aklım Beyoğlu`nda.
Babamın sesi geliyor içeriden. Seviniyorum.
Aklıma Kadıköy`e gidiş hikayem geliyor. Gözünü kırpıp annemden gizli bileti cebime koyuşu.
Maç üniformamdan babam durumu hemen anlıyor, gülümsüyor kaçamak.
O biliyor ne de olsa, ultra olmak, holigan olmak değil.
Holiganlığın rengi, sevdası yok, ultra olmak öyle değil ki! Ultras`ın tepkisi, kavgası var ama alışagelmiş kavgalardan değil. Politika, çözüm üretiyor ultras, başka bir şey değil. Daha iyi bir tribün, daha güçlü ses, daha üretken profil oluşturmak için çabalıyor. Katılımcı olmak hep içimde. Yer almamam mümkün değil ultras rüzgarında.
Saat 09:12 yerimden kalkıyorum, annem montumu hazırlıyor.
Babam cebine para sıkıştırmış istemek zorunda kalmamam sevindirici. Kahvaltı boyunca aklımdan geçenleri sanki anlamış annem. Derdimin ne olduğunu biliyor.
Bunu anlayabiliyorum.
“Bir annenin sevgiyi anlayamaması mümkün mü zaten?” diye kendimi satıyorum kendime.
Babam yine kendine has gülüşlerinde.
“Güle-güle” diyorum..

Galatasaray…

GALATASARAY…

O’NUN… Olusumunu ve parçalarini ele alalim…

Önce RENKLERI…

KIRMIZI…Sevdanin …Askin …Tutkunun …

KIRMIZI …Duygularin ATESINI en güzel anlatan ,

en anlamli Rengi…

SARI… Hasretin , Ayriligin , Ulasamaminin Ifadesi..

SARI… O’ na olan HASRETI ,

KIRMIZI… O ‘na olan ASKI anlatir…

Ikisi yanyana olmalarina ragmen ASLA birbirine kavusamazlar..

Bu nedenle SONSUZA dek sürecek bir SEVDANIN ,

ALEVIN ve GÜNESIN renklerini olustururlar..

Baska Renklerde bulunmayan bir derinligi ,

bir hareketi , sicakligi ve asaleti temsil ederler..

Sonra Sembolü…

ASLAN .. Hayvanlarin ve Ormanlarin KRALI ..

O inanilmaz YELE – TACI…

O Pençeler – GÜCÜ…

O Herkesin kanini donduran KÜKREMESI ise

O’na gösterilmesi gereken SAYGIYI hatirlatir

Herseyiyle DOGAÜSTÜ bir ayricaligin belgesidir …

Her daim Insanlarin en çok sevdigidir , gerek görüntüsü ;

gerek Gücü ; gerekse ASALETIYLE bu KRALLIGI fazlasiyla haketmistir…

Doganin en ihtisamli , en görkemli varligidir ve ömrü boyunca

Tahtindan emin tek Canli ; O’dur… Ve Kuruculari..

Ali Sami Bey önderliginde

bir Avuç LISE ögrencisi biraya gelir ,

bir KLÜP kurmak isterler SPOR yapmak için ,

bu KLÜBE okuduklari O çok köklü IRFAN ve ILIM

yurdunda çesitli Isimler düsünürler ama

ADLARINI oynadiklari bir maçi seyreden TÜRK HALKI verir.

Hepsi ayni LISE’den gelen 11 Gence

bilgisi, görgüsü ve çok önemli gelenekleri olan

5 ASIRLIK ÇINARIN adini verirler…Ve bu ONA çok yakisir…

Bu kadar SAF bu kadar TEMIZ ; bütün bu unsurlar

ve parçalar birlesir ,

dogal olarak ortaya inanilmaz güzellikte bir KURUM …

DEV bir CAMIA çikar…

Adi…

G A L A T A S A R A Y’ dir….

Sonra bu KLÜP serpilip büyür ,

tüm Engelleri , Yasaklari asar ; yilmadan, usanmadan…

Iki direk arasindaki azinlik , ÇIG gibi artar ,

SEL olup akar , TÜRKIYE’nin TEK Sevgilisi ,

Hayatin vazgeçilmezi olur…

CIMBOMBOM Sesi , anlatilmaz güzellikteki TRIBÜNLERIN

ve KALPLERIN ortak ritmi olur , bu da yetmez …

Tüm Yurtta ; Avrupa’da ve Dünyada , kazandigi basarilarla ,

hiç bir zaman ondan vazgeçmeyen TARAFTARIYLA

TARIH üzerine TARIH yazar…

Milyonlarin SEVGILISI …

AVRUPA’nin TEK EFENDISI olana dek…

Simdi yeni bir SAYFA açip TARIHI bastan yaziyor..

Artik bilinen bir GERÇEKTIR ..

Öyle bir TARAFTARI vardir ki

Hiç bir SARAY…

G A L A T A S A R A Y
.. kadar MUHTESEM olamaz…

Hiç bir SARAY …

Tarihe ALTIN HARFLERLE bu kadar sık yazilamaz…

Edip Gürman

KAPALI Tribün Hikayesi…

KAPALI TRİBKAPALI TRİBÜN HİKAYESİ…
ÜN HİKAYESİ… KAPALI TRİBÜN HİKAYESİ… KAPALI TRİBÜN

80 li yılların başı Ortaokul öğrencisiyim…

Arkadaşlarımla Haftasonu toplanıp maça gideceğiz…

3 gün öncesinden kalbim kıpır kıpır heyecandan

uyuyamıyorum…

Günler geçmek bilmiyor , aklımı kaybeder gibiyim

2 gün kala….

Maçtan 1 gece önce Babamdan Maç izni ve harçlık

alıyorum…

Yatmadan önce yün Beremi ve Atkımı katlıyorum ,

Sarı-Kırmızı çubuklu ve Ay-yıldızlı Bayrağımı öpüp ,

yastığımın altına koyuyorum…

Sabahı bekliyorum , sanki bir ASIR

gibi geçiyor o 6-7 saat …

Bir Ses…

Sabahın kör karanlığında bir Ses , beni çağırıyor…

Evet onlarda uyuyamamış kapıma gelmişler , alelacele

evden fırlıyorum….Sarı-Kırmızı kuşanmış bir şekilde…

İlk Mecidiyeköy Otobüsünü bekliyoruz ,

yanımızda geceden hazırladığımız Kaşar-Ekmeklerimiz var…

Otobüs (124) geliyor , biner binmez sopalı Bayraklarımızı

sarkıtıp sallıyoruz pencerelerinden ve

son durak (MABETE) geliyoruz…

Koşarak kapılara yakın bir yerde saf tutmaya çalışıyoruz

saat (06.00) ama kapılara yaklaşmak

mümkün değil , millet sabahlamış….

Yer yerinden oynuyor , Tezahüratlar , Atışmalar

Slogan yarışları ve binlerce Taraftarın arasındaki Kapıönü

Gel-git’inde birbirimizi kaybediyoruz…

Saat(09.00) gişeler hala açılmıyor ve biz artık dayanamayıp

kapılara yükleniyoruz…

“HURRA” ile ezilenler ,

bayılanlar arasında ilerliyoruz ,

Polis engellemeye çalışıyor ama nafile….

Zira biz Cadde tarafındaki 3 Kapıdayız ve haber geliyor

Eski Açığa yakın olan Tek-Kapı kırılmış diye…

Bunun üzerine herkes birbirini ezercesine saldırıyor ,

kapı ağzında blok haline gelip, orayı kırıp, içerdeki yerini alıyor …

ALİ SAMİ YEN tapınağında maçtan 8 saat önce başlayan

TRİBÜN Şovu KAPALIyı dışardan, içerden gören herkesi

ağlatacak bir sevgi seli şeklinde metre metre

önce Mecidiyeköye ordan Fulya ya doğru yayılıyor…

40.000 kişilik Mabette sopalı Bayrağı olmayan yok ve

bütün Tribünler renk-körü olmuş.

Sadece SARI ve KIRMIZI var…

O BAYRAK denizinde …

Tribünler dalga dalga sallanıp Aşkını bekliyor…

Açığından, Numaralısına , Eski Açıktan , KAPALISINA

kadar herkes gırtlağını yırtarcasına haykırıyor

Sevgisini , AŞKINI o Kutsal Mabette……

Sonunda…

Yaşama Amacımız GALATASARAYımız sahaya çıkıyor….

Kıyameti andıran , kulakları sağır eden bir gürültüyle …

Çığlıklar ve her tarafı bembeyaz Karlar gibi örten

Konfetiler , inanılmaz 40.000 kişilik bir KORO ve

gerçekten tarifsiz ,

MUHTEŞEM bir ATMOSFER eşliğinde…

…………………….

……………………….

Belki yanlış anlayanlar , duymamış olanlar olabilir ,

bu ne ,

ŞAMPİYONLAR LİGİ

ne de ,

UEFA KUPASI Final Maçı…

Bu Maç bizim bildiğimiz Türkiye 1.Ligi ve ADANASPOR

maçı ve Öncesi …

Yabancımız bile yoktu..

KADRO : Eser, Sefer, Müfit , Fettah…diye başlıyordu

O Sene Sezonu KUPASIZ ve orta sıralarda zar-zor

bitirdik…

Senelercede daha ŞAMPİYON olamayacaktık….

………………………………………….. ………………………..

AMA TRİBÜNDEKİ O GÖRÜNTÜLER O ZAMANDA HİÇ

DEĞİŞMEYECEKTİ…
————————

Edip Gürman